Kurayzaoğulları Katliamı İddiası
“Küfretmiş olanlarla karşılaştığınız zaman, onları iyice zayıflatıncaya kadar boyunlarını vurun!
Ardından bağı sıkıca bağlayın! Ondan sonra da ya karşılıksız ya da fidye karşılığı... Ta ki, savaş
ağırlıklarını bırakıncaya kadar… İşte böyle! Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat bazınızı
bazınızla imtihan etmek için... Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların yaptıklarını asla boşa
çıkarmayacak! (47/4)”
İddiaya göre, Muhammed peygamber döneminde, Medine'de bulunan Kurayzaoğulları,
Hendek Savaşı esnasında, Mekkeli müşriklerle ortak hareket ettikleri ve bu nedenle, bir bakıma
vatana ihanet suçunu işledikleri için; Hendek Savaşı'nın ardından, Kurayzaoğulları'na ait kale,
müslümanlar tarafından kuşatılmıştır. Muhasara esnasında, Kurayzaoğulları, kadın ve çocuklarını
alarak ve sahip oldukları bütün mallarını Müslümanlara bırakarak, Medine'den ayrılmak istemiş;
ancak bu teklifleri Muhammed peygamber tarafından kabul edilmemiştir. Bunun üzerine,
Kurayzaoğulları'nın liderlerinden Kab b. Esed, kavmine bir konuşma yaparak, Muhammed
peygamberin Allah'ın elçisi olduğunun kendilerince de anlaşıldığını (!) ve onun peygamberliğinin
kabul edilmesi gerektiğini söylemiş; bu teklif kabul görmeyince, kadınları ve çocukları öldürerek
savaşmaya devam etmeyi önermiş; ancak bu da kabul görmeyince, Müslümanların kendilerinden
saldırı beklemediği bir zamanda, yani Cumartesi günü saldırmayı ve bu şekilde Müslümanları
hazırlıksız yakalamayı teklif etmiş; fakat bu da kabul görmemiştir. Sonuçta, uzun süren bir direnişin
ardından, Kurayzaoğulları, kendileri hakkında hüküm vermesi için Sad b. Muaz'ın hakemliğine
başvurulması şartıyla, teslim olmaya razı olmuşlardır. Bunun üzerine, o sırada ağır yaralı vaziyette
bulunan ve bu Yahudi kabilesine yakınlığıyla bilinen Sad b. Muaz'ın hakemliğine başvurulmuş; o da,
Tevrat'a göre hüküm vererek, esir erkeklerin tümünün öldürülmelerine; kadın ve çocukların ise
ganimet olarak dağıtılmasına hükmetmiştir. Bunun üzerine 400-900 civarında Yahudi esir
öldürülmüştür.
Bu iddia, her şeyden önce, birtakım mantıksal tutarsızlıklar ihtiva etmektedir: Muhasara
esnasında, Kurayzaoğulları’nın kadın ve çocuklarını da alarak ve sahip oldukları bütün malları
Müslümanlara bırakarak Medine'den ayrılma isteklerini geri çeviren (!) peygamberimizin, ne hüküm
vereceği belli olmayan bir sahabinin hakemliği ile savaşın sonlandırılmasını kabul etmesi, makul
değildir! Yukarıdaki iddiada anlatılan olaylar ve özellikle sürecin sonunda alınan ve uygulanan karar,
Kuran’da tanımlanan savaş hukukuna (mesela, 47/4) tamamen aykırıdır. Bir sahabinin, Kuran
dururken, Kuran’a aykırı bir Tevrat ayetine göre karar alması ve peygamberin de buna ses
çıkarmaması düşünülemez! Ayrıca, bu olaydan bahsettiği düşünülen Kuran ayetlerinde (33/26-27),
düşman kuvvetlerinin bir kısmının öldürülüp, bir kısmının da esir alındığı ifade edilmekle birlikte (ki bu
savaşların doğal sonucudur), teslim alınan yüzlerce esirin acımasızca katledildiğine dair bir ifade
bulunmamaktadır.
Lancaster Üniversitesi’nden (İngiltere) Walid Najib Arafat (ö. 2005), 1976 yılında Journal of
the Royal Asiatic Society of Great Britain and Ireland (JRAS) dergisinde yayımlanan “New Light on the
Story of Banu Qurayza and the Jews of Medina” başlıklı makalesinde,
- Kurayzaoğulları katliamını anlatan hikayenin, İbn İshak tarafından, Yahudi kaynaklarından
da yararlanılarak değişik rivayetlerin bir araya getirilmesi ile oluşturulduğunu ve böylece
hadisenin gerçekleştiği düşünülen tarihten çok daha sonraları üretildiğini,
- hikayenin kaynaklarının çoğunun dayanaksız ve güvenilmez olduğunu,
- hikayenin kökenlerinin, çok daha eski birtakım efsanevi olaylara kadar uzanıyor
olabileceğini
ifade etmiştir.
Gerçekten de, tarih boyunca Yahudiler, toplumu ortak acılar ve idealler temelinde birleştirerek
kendi milli kimliklerini güçlendirmek maksadıyla, birtakım katliam iddialarını ve kahramanlık öykülerini
gündeme getirmişlerdir. İşte bunlardan biri de, WN Arafat’ın sözünü ettiğimiz makalesinde dikkat
çektiği gibi, “Masada Efsanesi”dir. Bu efsaneye göre (Josephus, The Wars of the Jews), Roma
zulmünden kaçan Yahudiler İsrail’deki Masada kalesine sığınmışlardı. Romalılar bu kaleyi uzun bir
süre kuşatma altında tutarlar; ancak kaleyi ele geçiremezler. Kuşatmanın sonuna doğru, liderleri
Eleazar, Masada kalesindeki Yahudilere bir konuşma yaparak, teslim olmaktansa ölmenin daha doğru
olacağını anlatır. Sonunda, içlerinden seçilen bir grup, kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere önce
950 kişiyi öldürür; ardından da birbirlerini… Ancak 1963’te Yigael Yadin başkanlığında başlayan ve
devam eden arkeolojik kazılarda, iddia edilen sayıda iskelet kalıntısına rastlanamadığı gibi, kitlesel bir
intiharı destekleyecek kanıtlara da ulaşılamamıştır.
Sonuç olarak, söz konusu olaydan bahsettiği düşünülen ayetlerin metnine ve Kuran’da
tanımlanan savaş hukuku ilkelerine tamamen aykırı duran, kendi içinde mantıksal çelişkiler barındıran,
yeterli tarihsel kanıttan uzak ve eski Yahudi efsanelerinden izler taşıyan böylesi bir katliam iddiasını
kabul etmenin doğru olmayacağı sonucuna varılabilir.
Her şeyin en doğrusunu Allah bilir!
Burada yeni gibi görünüyorsunuz. Eğer katılmak istiyorsanız düğmelerden birine tıklayınız.