Sık Sorulan Sorular
İslam ve Tıp / Eleştirilen Ayetler / Tartışmalı Meseleler
-Kuran'da beyinden bahsedilir mi ve Kuran'a göre kalp düşünce organı iken tıbben sadece bir kan pompası mı?
Kuran'da hata yapma ve yalan söyleme davranışları alın (kuvvetle muhtemel ki alın lobu) ile irtibatlandırılmıştır (Alak/16). Bu bilgi, gelişmiş MR cihazları ile de gözlemlenebilmiştir. Kuran'a göre kalp, tıpkı göz ve kulak gibi duyusal uyarı alan ve bunları beyne ileten bir organdır. Günümüzde yapılan bazı araştırmalar da, kalbin yalnızca kan pompalayan bir organ olmayabileceğini ve beyne birtakım sinyaller ileterek; duygusal durumumuzu, karar alma süreçlerimizi ve insanlarla olan ilişkilerimizi etkileyebileceğini göstermektedir (Video). Ayrıca tıbbi literatürde, kalbin bir duyusal hafızası olduğuna ve bu hafızanın kalp nakli ile alıcılara aktarılabileceğine dair bazı gözlemler rapor edilmiştir (Makale).
-2(Bakara)/122. ayete göre İsrailoğulları üstün bir ırk mıdır?
"Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize nimet verdiğim nimetimi ve gerçekten benim sizi alemler üzerine faziletli kıldığımı hatırlayın/zikredin!" (Bakara/122) Bu ayette Allah'ın İsrailoğulları'na verdiği nimet; onların vahiyle doğru yola iletilmesi, affedilmesi ve Firavun'un zulmünden kurtarılmasıdır (2/47-53; 7/140-141). Vahiy, Allah'ın bizlere olan nimetidir (5/3). İsrailoğullarının üstün kılınması da, vahiyle hidayete erdirilmedir (6/86-87). Allah katında üstünlük, ancak takvadadır (49/13). Takvadan uzaklaşan bir toplum, üstünlüğünü kaybeder (5/18; 62/6).
-2(Bakara)/282. ayete göre kadınların şahitliği erkeklerin şahitliğinin yarısı kadar mı değerlidir?
Bazı insanlar, Kuran'a göre kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğinin yarısı kadar değerli olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddia, Kuran'ın bütünü hakkında yeterince düşünülmemiş olmasından kaynaklanıyor. Nur suresinin 6-9. ayetlerine göre, bir erkek karısının zina yaptığına dair şahitlik etse ve kadın da aksi yönde şahitlik ederek suçlamayı kabul etmese, kadının şahitliği esas alınır ve o kadına herhangi bir ceza verilmez! Nur suresinin 4. ayetine göre de, bir kimse, bir kadının zina ettiğine dair şahitlik etse ve kadın da bu suçlamayı kabul etmeyerek aksi yönde şahitlik etse, o kişiye 80 değnek vurulur ve "yalancı" yaftası yapıştırılarak artık onun hiçbir zaman şahitliği kabul edilmez! Bu hükümler, kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğinin yarısı kadar değerli görüldüğü bir kitapta yer alabilir miydi?
2/282. ayette de, aslında 1 kadının şahitliği 1 erkeğinkine denktir. Çünkü eğer şahit olan kadın, şahit olduğu konuya vakıfsa ve onu unutmamışsa şahitliği geçerli kabul edilir ve böylece bu kadının şahitliği, şahit olan erkeğinkine denk olmuş olur. Yok eğer unutmuşsa, diğer kadın şahidin şahitliği geçerli olur ve yine o kadının şahitliği de, şahit olan erkeğinkine denk olmuş olur.
Burada belki şöyle bir soru akla gelebilir: Kuran'da kadınlar için niçin başka şahitliklerde değil de, sadece vadeli borçlarla ilgili mevzularda bir "unutma riski" söz konusu edilmiştir? Bunu, o dönemin şartlarını bilen herkesin kabul edebileceği gibi, kadının ekonomik/ticari hayatla bağlantısının zayıf oluşuna bağlayabiliriz.
-4(Nisa)/3. ayete göre bir erkek dilediği takdirde 4 kadınla evlenebilir mi?
Bu ayeti Diyanet İşleri Başkanlığı şu şekilde tercüme etmiştir:
"Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur."
Bu çeviride kırmızıyla işaretlediğim kısımlar Diyanet'e, geriye kalanlar Allah'a (!) aittir!
Nisa suresinin 3. ayetinin kelime kelime çevirisi şöyledir: "Eğer yetimler konusunda adaletli davranmamaktan korkarsanız; o takdirde, kadınlardan sizin için uygun olanı ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer adaletli davranmamaya korkarsanız, öyleyse bir tane veya yeminlerinizin sahip olduğunu (nikahlayın)! İşte şu, haksızlık etmemeniz açısından uygun olandır!"
Buna göre;
(1) Bu ayet, zaten evli olan bir erkekle ilgilidir. Çünkü birer, ikişer... değil; ikişer, üçer... denmiştir.
(2) Evli bir erkeğin çok eşliliği, "yetimler konusunda adaletsizlik endişesi" şartına bağlanmıştır.
(3) Nisa suresinin 127. ayetinde, kendileriyle evlenilmek istenen kadınların yetimleri konusunda ve yetimlere adaletle bakma konusunda Kuran'da bazı emirlerin yer aldığı bildirilmektedir. Dolayısıyla, Nisa suresinin 3. ayetinde bahsedilen kadınların, yetim çocuklara sahip kadınlar olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, Kuran, çok eşliliğe yetim çocuklara sahip olan kadınlarla evlenilmesi halinde (ve bu sayede yetim çocuklara da bakılması koşuluyla) ruhsat vermektedir. Bu izin, özellikle savaşlardan sonra, sosyal yaraların sarılması açısından önemli olabilir. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Daha geniş açıklama için bakınız; Nisa/3 (Video)
-Bir adam öldüğünde ve geride 3 kızı, annesi, babası ve karısı kaldığında; bu miras Nisa suresinin 11-12. ayetlerine göre tam olarak paylaştırılamaz mı?
Bunu söyleyenler genelde hep aynı örneği verip dururlar: Bir adam öldüğünde ve geride 3 kızı, annesi, babası ve karısı kaldığında... Sonra da sırasıyla şu oranları belirlerler: 2/3, 1/6, 1/6, 1/8 ve bunların toplamının 1 etmemesini de "hata" olarak ilan ederler!
Bu insanlar, aynı mantıkla, bu adamın 3 kızı ve annesi kalsaydı da mirası tam olarak bölüştüremeyeceklerdi (2/3 + 1/6)! Hatta, bu adamın sadece 3 kızı kalsaydı bile, aynı mantığa göre, kızlar 2/3 alacak ve miras yine tam olarak bölüştürülemeyecekti! Öyleyse o uzun örneği niçin verip duruyorlar ki?
Ya meseleyi hiç bilmiyorlar ve sağdan soldan duydukları bir örneği anlamaksızın tekrar ediyorlar veya uzun bir örnek vererek akılları sıra "Muhammed bu kadarını düşünememiş." izlenimi uyandırmaya çalışıyorlar!
Kuran'a göre (4/33), yukarıdaki örnekte adamın karısı mirasın 1/8'ini aldıktan sonra (Nisa/12), geriye kalanın 2/3'ünün kızlara, 1/6'şar payın ise anne ve babaya verilmesi gerekir (Nisa/11)!
Burada yeni gibi görünüyorsunuz. Eğer katılmak istiyorsanız düğmelerden birine tıklayınız.
Yorumlar
19(Meryem)/28. ayette Meryem için kullanılan "Ey Harun'un kız kardeşi!" ifadesi ne anlama geliyor? Harun peygamber, İsa peygamberin öz dayısı mı?
Arapçada baba (eb), anne (umm), erkek kardeş (eh), kız kardeş (uht), erkek evlat (ibn) ve kız evlat (bint) kelimeleri sadece biyolojik anlamlarıyla kullanılmaz; aynı zamanda uzak akrabalık ilişkileri (soy mensubiyeti) veya dini, siyasi ve sosyal bir mensubiyet/yakınlık bildirmek için de kullanılır. Bu durum yakın kültürlerde/dillerde de böyledir. Mesela, Yeni Ahit'te, "İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih" ifadesi geçer (Yeni Ahit, Matta, 1/1); İsa'nın babasının isminin Davut olduğu söylenir (Yeni Ahit, Luka, 1/32); iki kör adam İsa'ya "Ey Davut oğlu!" diye seslenir (Yeni Ahit, Matta, 9/27) vb.
-33(Ahzab)/37. ayette bahsedilen, peygamberin evlatlığının (Zeyd) karısıyla (Zeyneb) evlenmesi meselesi, bizim için ne anlam ifade ediyor? Bu ayetlerin taşıdığı evrensel mesaj nedir?
Bir kişiye "evladım" demekle onun DNA'sı değişmez. Dolayısıyla makul olan bu türlü evliliklerin yapılabilmesidir!
33/37: "Hani bir zamanlar Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimet verdiğin kimseye diyordun: 'Eşini yanında tut ve Allah'tan kork!' Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi kendinde saklıyordun. Allah korkmana daha layık olduğu halde insanlardan korkuyordun! Zeyd, ondan ilgisini kesince, evlatlıklarının -onlardan (eşlerinden) ilgisini kestiği zaman- evlenme konusunda mü'minler üzerine bir darlık olmaması için onu seninle evlendirdik ve Allah'ın emri yapılmış oldu."
Bu ayeti eleştiri konusu yapanlar, genellikle meseleyi "ilk görüşte aşk" masalına çevirip, ayeti o şekilde yorumlamaya çalışıyorlar! Oysa tarihi bilgilere göre, Zeyneb, peygamberimizin halasının kızıydı (yani peygamberimizin öteden beri bildiği, tanıdığı birisiydi) ve onun Zeyd ile evlenmesini bizzat peygamberimizin teşvik ettiği rivayet edilir. Peygamberimiz, Zeyd ile Zeyneb'in araları bozulup da birbirlerinden ayrılmak istediklerinde, yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi, "Eşini terk etme, Allah'tan kork!" diyerek boşanmaya mani olmaya çalışmıştır. Tarım toplumlarında tarih boyunca hayat neredeyse hiçkimse için boşanmış veya eşini kaybetmiş dul bir kadın için olduğundan daha zor değildi. Ayetin metninden, peygamberimizin, eşinden ayrılan ve muhtemelen kalbi kırık bir şekilde zor durumda kalan bu hanımı nikahlamak istediği; ancak o dönemdeki geleneğe göre bunun hoş karşılanmamasından ötürü bir süre bocaladığı anlaşılmaktadır. "Allah korkmana daha layık olduğu halde insanlardan korkuyordun!" cümlesi, ilk bakışta bir iki kişiyi ilgilendiriyormuş gibi görünen olaydan çıkarılacak evrensel mesajdır! İnsan, içinde yaşadığı toplumun geleneklerine göre değil; akla ve hakikate göre hareket etmelidir:
"Onlara Allah'ın indirdiği şeye tabi olun denildiği zaman, 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız!' derler. Ataları bir şeye akletmeyip doğruya ulaşamamış olsalar da mı?" (2/170)
Sonunda peygamberimiz, doğru olanı geleneğe tercih etmiştir. "Onu seninle evlendirdik." demek, yukarıdaki ayetle veya herhangi bir Kuran dışı vahiyle bir talimatın verildiğini göstermez. Bu Kuran'daki genel üsluptur. Allah fizik kanunları çerçevesinde gerçekleşen doğa olaylarını da kendisine atfetmiştir. Dolayısıyla, yukarıdaki ayette anlatılan olayı; Allah'ın direkt talimatıyla gerçekleşmiş bir hadise olarak değil; peygamberin belli bir süre bocaladıktan sonra yaptığı bir evliliği, Allah'ın bazı evrensel mesajlar vermek için konu edinmesi olarak görmemiz gerekir. Bizler de, peygamberimiz gibi (dini yasakları çiğnemediğimiz ve hayırlı olacağına inandığımız sürece) toplumsal baskıdan korkmaksızın adım atabilmeliyiz! Çünkü önemli olan gelenek ve örf değil; hakikatin ne olduğudur!
-33(Ahzab)/50-52. ayetlerde bahsedilen nedir?
Ahzab/28-29: Ey peygamber! Eşlerine de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, o zaman gelin size ayrılık nafakasını vereyim ve sizi güzelce bırakayım. Eğer Allah’ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, Allah sizden iyi davranışlarda bulunanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır."
-33(Ahzab)/59. ayete göre bir kadının evinden dışarı çıkarken tanınmaması için çarşaf giymesi mi gerekir?
Ahzab/59: "Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına; dış örtülerini üzerlerine örtmelerini söyle! İşte böyle yapmaları tanınmaları ve sıkıntı görmemeleri açısından uygundur. Allah daima çok mağfiretli ve çok merhametlidir."
-39(Zümer)/53. ayette, Allah Muhammed peygamberden insanlara "Ey kullarım!" diye seslenmesini mi istiyor?
Fussilet suresinin 12. ayetinde, "Yakın göğü kandillerle süsledik; bu, alim ve aziz olanın takdiridir!" denilmiştir. Burada Allah kendisinden başlangıçta 1. şahıs olarak söz ederken, aniden hitabın yönü değişmekte ve Allah'tan (adeta başka birinin diliyle) 3. şahıs olarak bahsedilmektedir. Arap belagat ilminde buna "iltifat sanatı" denir!
-54(Kamer)/1. ayette, peygamberin bir mucize olarak Ay'ı yarmasından mı (şakk-ı kamer) bahsediliyor?
"Saat yaklaştı ve ay yarıldı! Bir ayet/mucize görseler yüz çevirirler ve şöyle derler: "Devam eden bir sihirdir!"" (Kamer/1-2) Arapçada "ay yarıldı", "iş açığa çıktı (vedaha'l-emru)" anlamında bir deyimdir (Rağıb el- İsfahani, Müfredat). "Bir ayet/mucize görseler yüz çevirirler ve şöyle derler: "Devam eden bir sihirdir!"" ifadesinde ise, geniş zaman fiiller kullanılarak inkarcıların genel tavrı ifade ediliyor; Mekkeli müşriklere bir mucize "gösterildiği" açıkça söylenmiyor! Kuran'a göre, Muhammed peygamberin insanlara getirdiği tek mucize, Kuran'dır: "Ona Rabbinden ayetler/mucizeler indirilmeli değil miydi, dediler. Bizim sana, onlara okunan Kitab'ı indirmiş olmamız yeterli olmadı mı?" (29/50-51) Bu vb. ayetler, peygamberimize Kuran dışında herhangi bir "mucize" verilmediğini açıkça göstermektedir.
-65(Talak)/4. ayete göre, henüz adet görmeyen küçük yaştaki kızlarla evlenilebileceği sonucuna ulaşılabilir mi?
Arapçada "lem" ve "lemmâ" edatları, farklı amaçlar için kullanılır. Lem edatı, önüne geldiği fiilin geçmişte hiç gerçekleşmediğini bildirir. Örneğin, İhlas suresinde Allah için kullanılan "lem yelid" ifadesi, "(o) hiç doğurmadı" anlamına gelir. Lemmâ edatı ise, genellikle bozulabilir olumsuzluklarda kullanılır; bu yüzden Türkçeye "henüz ...medi" şeklinde çevrilir. Örneğin, Hucurat suresinin 14. ayetinde geçen "lemmâ yedhul" ifadesi "(iman) henüz (kalplerinize) girmedi" anlamına gelir. Talak suresinin 4. ayetinde, lemmâ değil, lem edatı kullanılmıştır. Ayetteki "lem yehıdne" ifadesini "henüz adet görmemiş" şeklinde değil; "hiç adet görmemiş" şeklinde çevirmek daha uygun olur.
-Kalplerin mühürlenmesi ne anlama geliyor? Allah'ın kalbini mühürlediği kişi, niçin yaptıklarından dolayı sorumlu tutuluyor?
Allah, hiçkimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyden dolayı sorumlu tutmayacağını ifade etmiştir (2/286). “Misaklarını bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksızca nebileri öldürmeleri, kalplerimiz kılıflıdır sözleri nedeniyle… Bilakis, Allah onun üzerine küfürleri sebebiyle tabetmiştir! Artık çok azı hariç iman etmeyecekler!” (Nisa/155) ayeti mührün inkarın sebebi değil neticesi olduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, Casiye suresinin 23. ayetinde de, Allah’ın, nefsi arzularını kendisine ilah edinen kimseyi “bir ilme” dayanarak saptırdığı ve bu şekilde kalbini ve işitmesini mühürlediği ve görmesi üzerinde bir perde kıldığı ifade edilmektedir (ayrıca bakınız; 2/88, 5/13, 9/127, 10/74, 16/106-108, 40/35 ve 83/14).
-Tevrat ve İncil'in değiştirildiği, hangi ayette yazıyor?
Kuran'ı, Eski ve Yeni Ahit'i karşılaştırmalı olarak okuyan herkes, Kuran'ın Eski ve Yeni Ahit'teki (bize göre) hataları (yani tahrif edilmiş kısımları) tashih ettiğini görebilir. Bir iki örnek vermek gerekirse:
-Müslüman olmayan herkes cehenneme mi gidecek?
Kimin cennete girmeye, kimin cehenneme girmeye layık olduğunun takdiri bize değil, Allah'a aittir! Bütün gayrimüslimlerin -istisnasız olarak- cehenneme gidecekleri zannı, Müslümanların "kuruntu"sudur (4/123). Allah, hakkıyla uyarılmamış kişileri cezalandırmayacağını (17/15) ve herkesi gücü ölçüsünde sorumlu tutacağını (2/286) bildirmiştir. Böylece Allah kimin cehennemi hak ettiğini belirleyecektir (19/70). Bize düşen şey; O'na inanıp güzel işler yapmaya çalışmak ve etrafımızdakileri de doğru olana davet etmektir. Kuran'a göre, Allah İsa peygambere kendisini ilah edinen insanların durumunu sorduğunda; İsa peygamber, "Hepsinin canı cehenneme!" demeyecek, bunun yerine "Eğer onlara azap edersen, şüphesiz ki onlar senin kulların ve eğer onlara mağfiret edersen, şüphesiz ki sen çok yücesin, hikmet sahibisin." (5/118) diyecektir! Burada, elbette İsa peygamberin sözünün "dinen bağlayıcı" olduğunu iddia edemeyiz; ama Allah'ın onun bu sözünü bizlere bildirmesinde mutalaka bir "gaye" olduğunu söyleyebiliriz!
-Müslüman olmayan herkes cehenneme mi gidecek?
Kimin cennete girmeye, kimin cehenneme girmeye layık olduğunun takdiri bize değil, Allah'a aittir! Bütün gayrimüslimlerin -istisnasız olarak- cehenneme gidecekleri zannı, Müslümanların "kuruntu"sudur (4/123). Allah, hakkıyla uyarılmamış kişileri cezalandırmayacağını (17/15) ve herkesi gücü ölçüsünde sorumlu tutacağını (2/286) bildirmiştir. Böylece Allah kimin cehennemi hak ettiğini belirleyecektir (19/70). Bize düşen şey; O'na inanıp güzel işler yapmaya çalışmak ve etrafımızdakileri de doğru olana davet etmektir. Kuran'a göre, Allah İsa peygambere kendisini ilah edinen insanların durumunu sorduğunda; İsa peygamber, "Hepsinin canı cehenneme!" demeyecek, bunun yerine "Eğer onlara azap edersen, şüphesiz ki onlar senin kulların ve eğer onlara mağfiret edersen, şüphesiz ki sen çok yücesin, hikmet sahibisin." (5/118) diyecektir! Burada, elbette İsa peygamberin sözünün "dinen bağlayıcı" olduğunu iddia edemeyiz; ama Allah'ın onun bu sözünü bizlere bildirmesinde mutalaka bir "gaye" olduğunu söyleyebiliriz!
-Kuran'da bahsedilen kölelik ve cariyelik uygulaması nedir?
Suçsuz yere hür bir insanın yakalanıp köle haline getirilmesi ve satılması şeklindeki malum kölelik uygulaması Kuran'ın en temel öğretilerine aykırıdır; ortada geçerli bir sebep yokken hiç kimsenin hürriyeti kısıtlanamaz. Kuran'a göre bir insan ancak yaptığının misliyle cezalandırılabilir (Nahl/126). Dolayısıyla İslam'da suçsuzken bir insanın yok yere zarara uğratılması diye bir şey kesinlikle olamaz. Kuran'da böyle durumda kalmış olan köleleri hürriyetine kavuşturmanın önemi vurgulanmış (Beled/13) ve bazı durumlarda köle azadı bir kefaret seçeneği olarak sunulmuştur (4/92, 5/89, 58/3-4).
Kuran'a göre savaş halinde, ele geçirilen esirler için iki yol gösterilmiştir: (a) karşılıksız ya da (b) fidye karşılığı serbest bırakma (47/4). Bir savaş esiri fidyesini ödediği takdirde serbest bırakılır. Fidyesini ödeyemediği takdirde ise esir/köle/cariye statüsüne sokulabilir. İşte bu son durumla ilgili olarak, savaş esiri fidyesini ödeyebilmek maksadıyla bir çeşit sözleşme- kölelik/hizmet anlaşması (mukatebe)- yapabilir (24/33). Ayrıca Kuran'a göre savaş esirleri/cariyeler ile nikah kıyılmak suretiyle evlenilebilir. Böylece bir cariye, evlendiğinde alması gereken mehri ödemesi gereken fidyeye denk sayarak veya aldığı mehrin bir kısmını fidye olarak ödeyerek serbest kalabilir (4/24-25). Kuran'da konu edilen köleliği/cariyeliği bu iki kapsamda değerlendirmek gerekir.
En doğrusunu Allah bilir.
-Kerahet vakti nedir? Bu saatlerde niçin ibadet edilmiyor?
"Söylemekte oldukları şeylere sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et!" (50/39) Bu ayette, güneşin doğuşu ve batışı sırasında değil; bunlardan daha önce ibadet edilmesi özellikle isteniyor. Güneş'e tapan putperestler (Mecusiler değil!), güneşin doğuşu, tam zirveye ulaşması ve batışı sırasında ona taparlardı (bakınız; Selene Silverwind, The Everything Paganism Book: Discover the Rituals, Traditions, and Festivals of This Ancient Religion; Greeting the Sun). Allah ise, "Güneş'e ve Ay'a secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin!" (41/37) buyurmaktadır. İlk Müslümanlar, Kuran ayetlerinin de etkisiyle, bu vakitlerde ibadet edilmesini "çirkin" karşılamış olabilirler.
-46(Ahkaf)/15. ayete göre, 40 yaşından önce ölen insanların hepsi sorgusuz sualsiz cennete mi gidecek?
Bu ayete dayanarak 40 yaşından önce yaptıklarımızdan dolayı hiçbir şekilde sorumlu tutulmayacağımızı öne sürmemiz, oldukça abartılı ve (Kuran ile temellendirilemeyecek) hatalı bir yorum olmakla birlikte; Allah'ın 40 yaşını göremeden ölmüş biri ile "Düşünüp öğüt alacak kimsenin içinde düşünüp öğüt alacağı" kadar bir ömür sürmüş (35/37) birini aynı kefeye koymayacağını söyleyebiliriz. Herkes gücü ölçüsünde sorumlu tutulacaktır (2/286).
-Resim yapmak caiz mi?
Allah'ın haram olduğunu açıkladığı veya bilimsel olarak insana zarar verdiği kesin olarak anlaşılmış kötü şeylerden kaçınmak gerekir. Resim yapmak, niçin haram olsun? Allah böyle bir şeyi Kuran'da yasaklamış mıdır veya bilimsel olarak resim yapmanın zararları mı tespit edildi? Eğer bir insan bir resim veya heykel yapıp; sonra da ona yönelip ondan medet umuyorsa, bu şirktir ve elbette günahtır.
-Kadınların pantolon giymesi, erkeklere benzediklerinden dolayı, haram mıdır?
Birileri, "Pantolon erkek kıyafetidir ve kadınların erkeklere benzemesi haramdır; dolayısıyla, kadınların pantolon giymesi caiz değildir!" diyorlar. Bu "yorum" mevcut tarihi bilgilerle açıkça çelişmektedir. Hem hadis kaynaklarından hem de batılı kaynaklardan şunu anlıyoruz ki; peygamberimiz döneminde Arap erkekleri kamis (gömlek) ve izar (etek) giyiyorlardı. Pantolon diyebileceğimiz sirval (şalvar) ise İran'dan Arabistan'a geçmiş olup, Arap kadınları tarafından da giyilirdi.
-Oy kullanan kişi müşrik mi olur?
Oy vermek, insanın kimler tarafından idare edileceğine dair bir tercihte bulunmasıdır. Habeşistan'a hicret eden Müslümanlar, Mekke müşriklerinin idaresi yerine Habeş kralının idaresini tercih etmişlerdir. Habeşistan kralı, o dönemde İslami kuralları benimsemiş bir hükümdar değildi; ancak Mekkeli müşriklere göre tercihe şayandı. Dolayısıyla, hangi idarenin altında yaşamak istediğine dair tercihte bulunarak ehvenişerri seçen (oy kullanan) bir kimseyi de bu kapsamda değerlendirebiliriz.
-Kadınlar erkeklere evlenme teklif edebilir mi veya onları boşayabilir mi?
Evet. Evlilik bir sözleşmedir (4/21, 4/33) ve cinsel birlikteliğe dini bir meşruiyet sağlar. Sözleşme teklifi her iki taraftan da gelebilir; sözleşmeler her iki tarafın da rızasıyla gerçekleşir ve tarafların herhangi birinin talebiyle feshedilebilir!
-Bir kadın, kocasının cinsel ilişki talebini reddetme hakkına sahip midir? İslamiyette evlilik içi tecavüz meşru mudur?
Evlilik, eşler arası cinsel ilişkiyi dinen meşru hale getiren bir akittir/sözleşmedir (4/33). Sözleşmenin tarafları (eşler), bu sözleşme ile birbirlerinden cinsel manada istifade edebileceklerini ve evliliğin getirdiği birtakım sosyal, ekonomik ve hukuki gereklilikleri yerine getireceklerini beyan etmiş olurlar. Ortada geçerli bir sebep yokken, herhangi bir tarafın, eşinin cinsel ilişki taleplerini sürekli olarak reddetmesi, sözleşmenin ihlali anlamına gelir ve makul bir boşanma gerekçesidir. Zorla cinsel ilişkiye girmek ise (evlilik içi tecavüz); Allah'ın belirlediği "ya evliliğin güzellikle sürdürülmesi veya boşanmanın güzelce gerçekleşmesi” (4/19, 65/2) prensibine aykırıdır!
-Bir kadının erkeği tahrik edici şekilde giyinip-davranması, tacizi/tecavüzü meşru hale getirir mi?
Kuran'a göre, bir erkeğin "açık giyinmiş" bir hanım gördüğünde yapması gereken şey bakışını kısmasıdır (Nur/30)! Yusuf peygamberin kıssasında olduğu gibi, kadına taciz/tecavüz veya zina hiçbir koşulda, karşı taraf ne kadar tahrik etmiş olursa olsun meşru sayılamaz (12/23-25)!
-Hayvan kesmeden önce besmele çekmek mutlaka gerekli midir?
"Fasıklık yapılmak suretiyle üzerine Allah'ın isminin anılmadığı şeylerden yemeyin!" (6/121) Bu ayette bahsedilen şey, müşriklerin, Allah'ın ismini değil putlarının isimlerini anarak kestikleri hayvanların etleridir. Zira aynı surenin 145. ayetinde şöyle denilmiştir: "De ki: Bana vahyedilenlerde şunlar hariç olmak üzere yemek yiyen kimseye haram kılınmış bir şey bulmuyorum: (1) leş veya (2) akıtılmış kan veya (3) domuzun eti (ki o gerçekten pis bir şeydir) veya (4) Allah'tan başkası için kesilmiş bir fısk (fasıklık yapılmak suretiyle kesilen hayvan)!" (6/145). Bu ayetler birlikte ele alındığında, haram olan şeyin besmele çekmemek değil; Allah'tan başkasının adını anarak (şirk koşarak) hayvan kesmek olduğunu söyleyebiliriz. En doğrusunu Allah bilir!
-Evlenirken şahit bulundurmak gerekli midir?
Kuran'a göre evlilik bir sözleşmedir (4/21, 4/33). Bakara suresinin 235. ayetinde Allah, iddet bekleyen kadınlarla ilgili kısımda buyuruyor ki: "Lâ tuvâidû hunne sırrân!" yani "Onlarla (kadınlarla) gizli/sırlı bir şekilde vaadleşmeyin/sözleşmeyin!" Kuran'da nikah sözleşmesi için şahit bulundurulması gerektiğine dair ayrıca bir ayet yoktur; çünkü bu sözleşme zaten toplum tarafından "bilinmesi" gereken bir sözleşmedir. Kuran'da vadeli borçların yazıyla ve şahitle kayıt altına alınması tavsiye edilmekte iken, evlilik gibi mehir, nafaka, miras, zina, velayet vb. mühim konuları ilgilendiren bir alanda gizliliğin olması düşünülemez. Mesela Bakara suresinin 237. ayetine göre, mehrin belirlenmesinden sonra, eğer cinsel ilişki olmadan boşanma gerçekleşirse, erkeğin mehrin yarısını ödemesi gerekir. Bu da -şahit ve yazıyla kaydı şart koşan- Bakara suresinin 282. ayetinin kapsamına girer; çünkü peşin olmayan vadeli bir borçlanma söz konusudur.
-IŞİD gibi örgütlerin esirlere karşı kötü davranışları, Kuran ayetlerine mi dayanıyor?
"(Esirleri) fidye karşılığı veya karşılıksız serbest bırakın!" (47(Muhammed)/4) "Ey peygamber! Ellerinizdeki esirlere de ki: Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse, size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi affeder. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır!" (8(Enfal)/70) "Canları çektiği halde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler!" (76(İnsan)/8)
-Kuran ayetlerini eleştiren ve onlarla alay eden ateistleri öldürmek doğru mudur?
Nisa/140 ve Enam/68'e göre, Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğine ve onlarla alay edildiğine şahit olan Müslümanın yapması gereken şey, alay eden kişiler bu davranışı terk edinceye kadar onların yanından uzaklaşmaktır.
Frequently Asked Questions
Islam and Medicine / Criticized Verses / Controversial Issues
-Does the Quran mention the brain, and while the heart is considered the organ of thought according to the Quran, is it merely a blood pump medically?
In the Quran, the behaviors of making mistakes and lying are associated with the forehead (most likely the frontal lobe) (Alak/16). This information has also been observed with advanced MRI devices. According to the Quran, the heart, like the eyes and ears, is an organ that receives sensory stimuli and transmits them to the brain. Some current research also shows that the heart may not only be an organ that pumps blood, but may also transmit signals to the brain, affecting our emotional state, decision-making processes, and relationships with people (Video). Furthermore, some observations in medical literature have reported that the heart has a sensory memory and that this memory can be transferred to recipients through heart transplantation (Article).
-According to verse 2(Bakara)/122, were the Israelites a superior race? "O Children of Israel! Remember My favor which I bestowed upon you and that I have indeed exalted you above all the worlds!" (Al-Baqara/122) In this verse, the favor Allah bestowed upon the Children of Israel is their guidance through revelation, their forgiveness, and their deliverance from the tyranny of Pharaoh (2:47-53; 7:140-141). Revelation is a favor from Allah to us (5:3). The exaltation of the Children of Israel is also due to their guidance through revelation (6:86-87). Excellence in the sight of Allah is only through piety (49:13). A society that deviates from piety loses its superiority (5:18; 62:6).
-According to verse 2(Al-Baqara)/282, is a woman's testimony worth half that of a man's? Some people claim that according to the Quran, a woman's testimony is worth half that of a man. This claim stems from a lack of sufficient consideration of the Quran as a whole. According to verses 6-9 of Surah An-Nur, if a man testifies that his wife committed adultery, and the woman testifies against it, denying the accusation, the woman's testimony is accepted as valid, and she receives no punishment! According to verse 4 of Surah An-Nur, if someone testifies that a woman committed adultery, and the woman denies the accusation and testifies against it, that person is given 80 lashes and branded a "liar," and their testimony is never accepted again! Could these rulings be found in a book where a woman's testimony is considered half as valuable as a man's? In verse 2:282, it is stated that the testimony of one woman is actually equivalent to that of one man. Because if the woman witnessing is aware of the matter she is testifying about and has not forgotten it, her testimony is considered valid, and thus her testimony becomes equivalent to that of a man witnessing. If she has forgotten, the testimony of the other female witness will be valid, and her testimony will be considered equivalent to that of the male witness. A question might arise here: Why is the "risk of forgetting" mentioned in the Quran only in matters related to deferred debts and not in other types of testimony? This can be attributed, as anyone familiar with the conditions of that time would agree, to the weak connection of women to economic/commercial life.
The Presidency of Religious Affairs has translated this verse as follows:
"If you fear that you will do injustice to the orphan girls who own property and are under your guardianship, then you may marry other women whom you like, up to two, three, or four. But if you fear that you will do injustice among them, then you should marry only one, or be content with what you have. This is most appropriate so that you do not stray from the right path."
The parts I've marked in red in this translation belong to the Directorate of Religious Affairs, and the rest belong to Allah (!)
The word-for-word translation of verse 3 of Surah An-Nisa is as follows: "If you fear injustice to orphans, then marry two, three, or four women who are suitable for you. But if you fear injustice, then marry only one, or one whom your oaths possess. That is the most appropriate way to avoid injustice!"
Accordingly:
(1) This verse concerns a man who is already married. Because it says two, three, and not one or two...
(2) The polygamy of a married man is conditional on "concern about injustice to orphans."
(3) Verse 127 of Surah An-Nisa states that there are certain commands in the Quran regarding the orphans of women who are sought for marriage and the just treatment of orphans. Therefore, it is understood that the women mentioned in verse 3 of Surah An-Nisa are women who have orphaned children.
In conclusion, the Quran permits polygamy if one marries women who have orphaned children (and thus cares for the orphaned children). This permission may be important, especially after wars, in terms of healing social wounds. Allah knows best.